Müslümanların Ötekilerine Yaklaşımında Medine Örneği


İslam, mesajı evrensel olan bir dindir. Aslında İslam, Allah tarafından gönderilen bütün dinlerin genel adı olmakla birlikte en son ki şeklini Hz. Muhammed’e gönderilen vahiyle tamamlamıştır.  İslam Mekke’de inmeye başlasa da Medine döneminde teşkilatlanmış ve İslam Devleti haline gelmiştir. İlk Müslümanlar Medine döneminde farklı din mensuplarıyla karşılaşmaya başlamışlardı. Yani Müslümanlar Hz. Muhammed zamanından itibaren gayrimüslimlerle ilişkiler kurmuşlardı. İslam Devleti’nin temelinin atıldığı Medine’de Müslümanlar farklı din mensuplarıyla birlikte yaşamayı ilk defa tecrübe etmişlerdi. 

Müslümanlar ve Medine’de yaşayan farklı dini, etnik grupların bir arada hoşgörüyle yaşaması için taraflar arasında Medine Vesikası imzalanmıştır. Vesika Medine’de yaşayan dinî, siyasî ve etnik grupların iç işlerinde bağımsız, dış tehlikeler karşısında birlikte hareket etmelerini öngörmesi, şehirde siyasî birliği sağlaması, din ve vicdan hürriyetini, can, mal ve namus güvenliğini hukukî güvence altına alması gibi temel hükümleriyle taraflarca kabul edildi.[1] Vesikayı imzalayan herkesin siyasi bir bütün olarak yani ümmet olarak görülmesi İslam’ın ötekileri dışlayan bir tutuma sahip olmadığının bir göstergesidir bana göre. Medine’de Müslümanlar ‘ötekinin’ varlığını kabul ederek farklı din mensuplarının kendi dini inançlarını özgür bir şekilde yaşayabileceği bir ortam oluşturduğu kanısındayım çünkü Medine Vesikası’nın maddelerine bakıldığında ‘’…Yahudilerin dini kendilerine Müminlerin dinleri kendilerinedir …’’ [2]ibaresi bulunmaktadır.

Medine’de yaşayan Yahudilerle birlikte yaşama kültürü oluşturulurken aynı zamanda komşu Hristiyan ülkelerle de çeşitli yollarla ilişkiler kurulmuştur. Hristiyan geleneğiyle ilk etkileşim Habeşistan göçü sırasında olup Medine hicretten sonra farklı ülkelerdeki Hristiyanlarla da diplomatik ilişkiler de kurulmuştu. Hz. Muhammed altı tane Hristiyan hükümdara İslam’ı tebliğ etmek amacıyla davet mektupları göndermişti. 

 Davet mektuplarına devlet başkanlarının bazıları olumlu dönüş yapmış ve iman etmişler. Bir kısmı ise olumsuz dönüş yapmış ve hatta Hristiyan- Müslüman ilişkilerinin seyrini kötü etkileyecek olaylar da yaşanmıştır. Davet mektuplarının yanı sıra Ehli Kitap’la anlaşmalarda yapılmıştı. Özelikle Necran Hristiyanlarıyla kurulan ilişki dikkat çekmektedir. Davet mektubundan sonra Medine’ye gönderilen Necran heyeti ile kurulan iletişim ve onlara Allah Resulü’nün yaklaşımı Müslümanların gayrimüslim tebaaya bakış açısının en güzel örneklerindendir. 
 Necran heyetinin mescidde kendi kıblelerine yönelip kendi ibadet yapmalarına izin vermesi Müslümanların ötekine yaklaşımını şekillendirebilecek örnek bir olaydır. Necran Hristiyanlarıyla yapılan antlaşmada onlara ibadet ve inanç özgürlüğü verilmişti. İbadethanelerinin zarar görmesi halinde Müslümanların onarıma yardım edeceği hususlar da İslam’ın hoşgörüsünün kanıtıdır. Hz. Muhammed yaşadığı dönemde yaptığı her şeyle Müslümanlara örnek olduğu gibi farklı din mensuplarıyla ilişkilerin nasıl olması gerektiğiyle ilgili de örnek olmuştur. Medine’de farklı din mensuplarını toplumdan ayrıştırmamış, toplumsal hayatta onlarla insani ilişkiler kurmuştur
   

İslam'ın Mekke'de ortaya çıkıp Medine'de teşkilatlanırken diğer din mensuplarını göz ardı etmemesi ve diğerlerini dışlamaması insanın bir dine mensup olmaksızın tek başına değerli olarak görmesinden dolayıdır. İslam her ferdin canının, malının, namusunun, neslinin ve inancının korunması gerektiğini söyleyen ve ötekilerle barış ve hoşgörü çatısı altında yaşamayı sağlayan yegane dindir.



Nisanur Bağcı

[1] MUSTAFA ÖZKAN, "MEDİNE VESİKASI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/medine-vesikasi  (10.11.2023).

[2] Medine Vesikası 25. Madde.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Umutlarım Öldü

İki Bin Çocukları

Emin Olamamak