Bana
bana dair her şey 2-
Vakit içimi dökme vaktidir. Sonsuzlukta sıkışıp kaldım zira.
Her gün, zamanın yardımıyla bir önceki günden daha hızlı bitmekte. Ben bu kısır
döngüde savruluyorum. Mutlu değilim. Nerede yanlış yapıyorum?
Hızla ilerleyen ve
gözünü kan bulamış sosyal dünyaya tamah etmediğim için mi ? Yoksa, Tamah
etmediğim halde inancım uğruna bir şeyler yapamadığım, sesimi duyuramadığım
için mi? Bilmiyorum.
Diğer insanların bu
kadar normal olması sinirimi bozuyor gerçekten. Hep yanlış zamanda yanlış şeyi
düşünüyorlar. Okul oku, sev, mutlu ol, sağlığını kaybetmemek için çok çalış,
öl. Dümdüz bencilce bir yaşam. Eğer gerçekten bir şeyler yapamayacaksak neden
buradayız?
Beni tanıyanlar
tanımıyorlar aslında. Aslında, kimse kimseyi tanımıyor bu dünyada. Kendimizi
tanımıyoruz ki başkasını tanıyalım. O yüzden kendim de dahil kimseye
güvenmiyorum. Ben zamana teslim oldum artık. Savaşmıyorum. Savaşmayacağım da.
Bencilce yaşamınızda size mutluluklar.
“Allah Allah! Bu kediye bu kadar derin bakarak ne
düşünüyorsun? Merak ettim açıkçası.” Dedi ihtiyar ses. Kendime geldim. Kediyle
bakıştığımı fark etmemiştim.
“Senin gerçekten dikkat dağınıklığın var oğul, ben bankta
otururken de öyle sokak ortasında
ayaklarına bakıp deli deli düşünüyordun.” Diye ekledi. İhtiyar gerçekten de ilk
tanıştığımızdan beri daha çok konuşmaya başlamıştı. Namaz sonrası zorla beni bu
banka oturtmuş, az ilerden aldığımız simitleri yerken eşiyle nasıl tanıştığını
anlatmıştı.
“Hani beni bir yere götürecektin?” dedim.
Güldü.
Dişleri şaşırtıcı derecede beyazdı.
“Seni içine götüreceğim evlat.” Dedi. Sonrasını hatırlamıyorum. Simsiyah bir ekranı izlerken kulak çınlaması. Çınlamadan sonra etrafta bir dolu çığlık “Git, git!”. Daha sonra görmeye başladım karşımda bana bakan tanımadığım yüzleri. Bir tanesinin elinde silah vardı. Bana doğrultmuştu. Diğeri avazı çıktığı kadar bağırıyordu ama ne dediğini anlamıyordum.
Daha sonra küçük bir kız çocuğunun bana bakan endişeli gözlerini gördüm. Kız ağlamıyordu, ağlamamıştı. Ama korkuyordu. Benden korkuyordu.
Ellerime baktım. Simsiyahlardı. Sol elimin ortası delikti. Daha sonra avazı çıktığı kadar bağıran adamın dediği bazı kelimeleri anlamaya başladım. “Tavşan, Kibirli Tavşan!” diye bağırıyordu. Silah ateşlendi. Kurşunu görebiliyordum. Elimle kendimi korumak istedim. Sol elimdeki delikten geçip tam kalbimden vuruldum. Nefes alamıyorum.
Galiba kendimi bir rüyanın içinde bulup az sonra uyanacaktım. Öyle olmalıydı. Çünkü yaşadıklarımın hiçbir anlamı yoktu.
*
“Evet! Ana haber bültenimize hoş geldiniz. Bugün size aktaracağımız çok önemli gelişmeler var. Bu gelişmelerden önce size sosyal medyada hakkında çok konuşulan ilginç bir cinayet vakasını aktarmak istiyorum. Sabahın çok erken saatlerinde öldüğü düşünülen bir genç bulundu Samsun’da. Allah rahmet eylesin. Tabii soruşturma devam etmekte. İsterseniz ayrıntılar için arkadaşımız Esra’ya bağlanalım.
-Esra beni duyuyor musun?
-Evet, seni çok iyi duyuyorum sayın Bülent.
-Esra, lütfen bize olayı detaylı bir şekilde anlatır mısın?
- Olay sabah beş gibi Ömer Y. ‘nin evden çıkmasıyla başlıyor. Sabahın çok erken saati olduğu için kimse neden çıktığını veya ilk nereye gittiğini bilmiyor. Sadece cami imamının kendisini gördüğünü biliyoruz. İmam Ömer Y. İle sabah namazını kıldıklarını söylüyor. Tek görgü tanığının o olmasından dolayı şuan kendisi tutuklu, şüpheliler arasında. Hatta imam namaz sonrası onu yakındaki bir parkın bankında tek başına gördüğünü de söylüyor. Daha sonrasında sizin de bildiğiniz üzere ceset, arkadaşları tarafından Şeyh Seyyid Kutbiddin’in türbesinin girişinde bulunuyor. Oraya nasıl geldiği bilinmiyor. Ölüm sebebinin otopsi raporundan sonra netleşeceğini söyleyebiliriz ama duyduğumuza göre kalbinden vurularak öldürülmüş.
-Allah Allah! Çok gizemli bir olay gerçekten. Çok
teşekkürler Esra. Tekrardan Allah rahmet eylesin diyor. Yakınlarına sabr
diliyoruz…Evet şuan aldığım bilgiye göre Cumhurbaşkanı Köprü açılış töreninde
konuşma yapıyor. Dinliyoruz…
-halleyla
Yorumlar