Yaşadığımız Coğrafyanın İzleri

 

 
Yaşadığımız coğrafyanın izleri biz büyürken içimizde filizlenerek kendi benliğimizi oluşturuyor. Hayatımızda ki bir takım olaylarında üstümüzde ki tezahürü doğal olarak eserlerimize yansıyor. Nesiller boyu ecdadımız teneffüs ettikleri coğrafyanın sosyokültürel etkisini harmanlayarak özgün eserler oluşturmuş ve geleceğe taşımışlardır. İslamiyet genişlerken fetih ettikleri yerler de de önemli eserler yapıp iz bırakmışlardır. Bazıları günümüze gelmese bile şuan halen daha konuşup ders verdiğimiz bir alandır. İlk arzularının İslam'ı yaymak düşüncesi olduğundan Peygamber Efendimiz zamanı çok fazla bir gelişim söz konusu olmamıştır. Ama İslamiyet yayılmaya başladıkça ve yayılmasıyla paralel olarak fetihlerde arttıkça gittikleri yerlerde kendilerine ait bir imza niteliğinde eserler yapmaya başlamışlardır.  Bu eserleri camiiler, kümbetler, kervansaraylar, medreseler, hanlar ve türbeler gibi bir çok yapı oluşturmaktadır. Bir diğer önemli hususta fethettikleri yerlerdeki  kültürlerle kendi kültürlerini harmanlayarak özgün eserler oluşturmalarıdır. Şu an günümüzde bile yüzyıllar öncesinden inşa edilen bu eserleri konuşuyorsak İslamiyet’in ne kadar sanata önem verdiğini görmüş oluyoruz. E.G. Benite’nin de dediği gibi “Sanat eserleri, bir medeniyeti sonraki nesillere anlatan şahitlerdir”.Bize de bu şahitlerden ecdadımızın yaşamının izlerini görmek kalıyor.
  Yapmak ve üretmek anlamlarına gelen صنعfiilinden türeyen sanat kelimesi göze hoş gelir ve insanda güzellik uyandırır. Müslümanlarda İslamiyet genişlerken fethettikleri yerlerde olan kültürlerle kendi kültürlerini harmanlayarak özgün eserler oluşturmuşlardır.


 Günümüzde halen daha önemli bir yer tutan ve Anadolu’da gezilecek yerler arasında ilk başlarda yerini alan Divriği ulu camii  1228-1229 yılları arasında Ahmet Şah ve eşi turan melek tarafından yaptırılmıştır. İslam mimarisinin bu baş yapıtı iki kubbeli türbeye sahip bir camii ve ona bitişik bir hastaneden oluşmaktadır. 1 Özgün taş işçiliği kendisini UNESCO Dünya miras listesinde yer almasını sağlamıştır. Bu yapının kapıları bitkisel, geometrik süslemelerle işlenmiştir. Adeta bir dantel gibi işlenen bu yapının bir benzerini bulmak zor olsa gerek. Gelelim kapısında beliren insan suretine. Caminin giriş kapısına mayıs ve eylül ayları arasında ikindi güneşi düştüğü zaman saat 15. 30 da Kuran-ı Kerim okuyan ve saat 16.00'da da namaz kılan gölgelerden oluşmuş, ayakta duran, yandan bir erkek silüeti belirir.  Bu ayrıntı ile ilgili farklı bir detayı da paylaşmak gerekirse oluşan bu gölgeyi belgesel çekimi için gelen Japonlar fark etmiş. Sivas’ta  bulunan bu camimizi farklı bir konuma taşıyan bu ince ayrıntı gelen turistlerinde oldukça ilgisini çekiyor. Ecdadımızın bu kadar önem vererek her detayı ayrıntılı düşünerek ortaya koydukları bu eserler halen daha günümüzde önemini koruması da konuşulması ve düşünülmesi gereken diğer bir konudur. Evliya Çelebinin bu eser için söyledikleri ile yazımı sonlandırıyorum. ‘‘Üstad-ı mermer bu camiyi öyle nakş-ı bukalemun eylemiş ki methini anlatmaya diller kısır, kalemler kırıktır.’’ 

 

Öznur Yüksel

1 https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/sivas/gezilecekyer/dvrg-ulu-cam-ve-darussfasi 

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Ellerinize sağlık akıcı ve bilgilendirici bir yazı olmuş.