Kırk dakikanın sonunda ayağa kalkıp kağıt arabasıyla bana doğru geliyor diye yüreğimin bedenimden ayrıldığını hissettiğim o anda yanımdan sadece bir bakışla uzaklaşıyor .Yüreğimi ,tüm inatçılığına rağmen yerine koyuyor ve onun sözünü dinlemeye devam ediyorum .Yani çocuğun peşine takılıyorum .Çocuk Altındağ parkının önünden Önder mahallesine girerken bu karanlıkta dikkatimi çeken şeyler hayli artıyor .Etrafımdaki yıkık dükkanların üstlerinde Arapça isimler yazıyor .İlerledikçe çoğalan bu isimler çocuğun bir mülteci olduğunu ve içinde bulunduğum mahallenin de bir Suriye mahallesi olduğunu haykırıyor bana .İlerlemeye devam ederken duvarının üstünde Halep yazan küçük ve eski bir gecekonduya giriyor çocuk .Ben de buranın konumunu beynime yazıp yüreğimin naralı çığlıklarını dinleyerek bir taksi bulmaya koşuyorum.
Takvim 12 Mart'ı gösterirken kendimi Halep yazılı duvarın önünde buluyorum.İki sert vuruşla çaldığım bu kapıyı küçük bir kız çocuğu açıyor.Arapça konuşmaya başlayacağım esnada kız:
-Sen kimsin,diyor .Uzun bir sessizliğin ardından kız kapıyı yüzüme kapatacakken o çocuk geliyor ve kapıyı ardına kadar açarak beni içeriye çağırıyor .Giydiğim siyah takımdan olacak ki beni devlet görevlisi zannediyor.Bana:
-Buyurun, dediğinde Türk halkının eski eşyalarıyla kaplı bu küçük evin misafiri olduğumun idrakine varıyorum .Bendeki bu sessizliği sokakta bırakmam gerektiğini anlayıp konuşmaya başlıyorum.,
-İsminizi öğrenebilir miyim?
-İsmim Affan,diyor.Çocuğun ismini öğrendiğim o an yüreğimi yine tutamıyorum.
-İsminin anlamını biliyor musun?
-Bilmem.
Affan'ı beni geçiştirip sadede gel gibi bakan gözlerinin farkına varıyorum.Ama bildiğim soruları sormam bu sefer işe yarıyor ve konuşmayı devam ettiriyorum.
-Ben buraya gelmek istemedim,mecburdum.
Bir insan nasıl olur da gözleriyle her şeyi anlatabilir?Yaradan sanki konuşma yetisini diline değil gözlerine vermiş Affan'ın.Bir kelimenin anlamı nasıl olur da hissedilir?Mecbur kelimesinin anlamını Affan'ın gözlerinde hissediyorum.Affan beni düşüncelerimin arasından toplar gibi sert bir tavırla :
-Niye geldiniz?, diyor.Ben Affan'a niye geldiğimi nasıl söylerim diye düşünürken:
-Ben, röportaj için, dediğim an ayağa kalkıyor ve
-Bu kelimeyi söyleyen kimse ile konuşacak hiçbir şeyim yok, deyip kapıyı açan küçük kız ile içerideki üç çocuğu önüne alarak kapıya doğru yürüyor ve kapını önüne geldiğinde
-İstediğiniz kadar oturun, oturabilirseniz(!), diyor ve gidiyor.
Ben birkaç dakika olayın şoku ile etrafıma bakarken bir fotoğraf görüyorum.Anne, baba ve çocuklar.İşte fotoğraftaki beş çocuk biraz önce beni bu evde yalnız bırakan beş çocuğun dört beş yıl önceki halleri.Telefonumu çıkarıp bu fotoğrafı çekiyorum ve basılacakmışım gibi bir telaşla evden ayrılıyorum.
Ertesi gün Affan'ı Altındağ parkının önünde bekliyorum,bekliyorum,bekliyorum .Sonunda geliyor ve onu takip ediyorum .Onu gördüğüm ilk günden bu yana tek fark var.Affan takip edildiğini biliyor.Halep yazılı duvara geliyoruz .Affan içeriye giriyor.Ben yarım saat boyunca kapının önünde duruyorum .Affan'ın kapıyı açmasını bekliyorum galiba .Ama açmıyor .Ben yine bir taksi bulup evime gidiyorum .İşte tam üç günüm böyle geçiyor .Ben onu takip ederken bir kulağımda kulaklık mültecilerle ilgili bütün röportajları dinliyorum .Diğer kulağım ve bütün uzuvlarım dikkatle Affan'ı takip ediyoruz .Yine o duvara geliyoruz .Sonra Affan birden arkasını dönüyor ve önündeki açık kapıyı işaret ederek:
-Buyurun, diyor .Bu kelime aklımdaki tüm soruları unutturuyor bana ve içeri giriyorum .Koltuğa oturuyorum .Ne soracağımı düşünürken telaşa kapıldığımın farkına Affan'ın minik tebessümü ile varıyorum .Ama bugün sessizliğimi sokakta bırakmayı unutup bu koltuğa oturmuşum .Affan'ın her şeyin farkında olduğunu anladığımda içimi bir sükunet kaplıyor .Sonra her şeyi gözlerinden dinlediğim bu çocuk konuşmaya başlıyor :
-Ben Affan .Yaşım on altı.Dört buçuk yıl önce Türkiye'ye geldik kardeşlerimle .Kağıt topluyorum .
-Türkçeyi nasıl öğrendin?
-Okulda öğrettiler .
-Hangi okulda okudun?
Affan sağ tarafı işaret ederek :
-Şuradaki okulda .
-Nene Hatun ortaokulunda mı ?
-Evet.
-Liseyi nerede okuyorsun?
-Okumuyorum, çalışıyorum.
Bir sessizlik hakimiyeti...Sonra ben:
-Kardeşlerin neredeler?
-Kardeşlerim olduğunu nasıl biliyorsun?
Resmi işaret ediyorum .Affan:
-Okuldalar .
-Hepsi mi?
-Üçü .
-Diğeri?
-Lisede okuyor .
Sonra büyük bir sessizlik daha.
-Annen nerede?
Affan duruyor .
-Anam Halep mezarlığında .
Cümleyi ilk duyduğumda annesinin ölmüş olduğunu anlayamıyorum .Sonra ben:
-Öldü mü ?
-Şehit oldu .
-Peki baban?
-Babam orduda savaşıyor.
-Ne zamandır?
-Yedi yıldır.
-Peki haber alıyor musun?
-Hayır.
-Peki baban sizi buraya nasıl gönderdi?
Affan:
-Babam silahlı ama bizim silahımız yok .Halep'te silahsızlar ölür.Babam da bize Türkiye'ye gitmezsek hakkını haram edeceğini söyledi ve Türkiye'nin bizi beklediğini orada Müslüman kardeşlerimizin olduğunu söyledi.
Ben kızardığımı hissediyorum ama Affan'ı ciddiye almak için devam ediyorum:
-Dört buçuk yıldır nasıl geçiniyorsunuz kardeşlerinle?
-Akrabalarım var bu mahallede.
-Niye aynı evde yaşamıyorsunuz?
-Ben çalışmaya başlayınca kardeşlerimi alıp buraya geldim.
-Niye?
Affan'ın gözlerindeki o gururu ve izzeti gördükten sonra cümlemi toparlayarak:
-Anladım.Bir şey daha sorabilir miyim?
-Bu kadar soruna cevap verdim ona da veririm , diyor ve ben:
-Niye röportaj dediğimde hiddetlenip çıktın evden?
Susuyor,susuyor sonra patlamaya hazır bomba gibibaşlıyor:
-O kelimeyi söyleyen herkes bana acıyan gözlerle bakar.Annemi,babamı sorar.Sonra geri Suriye'ye dönmek isteyip istemediğimi sorar.Ertesi gün de eve birkaç eşya getirirler.Kardeşlerimi severler,öperler, onlara isimlerini öğretirler.Sonra da giderler.Aradan iki gün geçer.Kardeşlerim bana gelip onları sorar.Ben de susarım.Sonra yine sorarlar,yine susarım.
Sonra gözlerimin içine bakıyor sanki bana anladın mı diye soruyor ben de gözlerimle ona anladım diyorum.Sonra sohbet bitiyor.Ben konuşacak bir şeyler ararken:
-Sen , diyor.
Ben,ben..
Yorumlar