İki Ölümsüz
“Gitme! Daha sana söylemedim bazı şeyleri. İçimde tuttum sakladım. Dur! Bırakma beni.”
Bu şekilde haykıran gözleriydi. Dili ise bambaşka şeyler söylüyordu; ondan nefret ettiğini, bir daha karşısına çıkmaması gerektiğini… Onu düşünmekle geçirdiği zamana lanet ettiğini bile söylüyordu.
Sevgili ise gitmişti. Dile inanan sevgiliye sevgili mi denirdi?
Yalnız kalmıştı etrafa savurduğu ve savurmaya cesaret edemediği kelimelerle. Karanlık adeta onu esir etmişti. Ruhu karanlıkla dans ediyordu. Dans ederken düştüğünün farkındaydı aslında. Tatlı gelmişti hayal çukuruna düşmek. Gerçeklerden kaçmak; sevgiliden kaçmak…
Gözler dile küsmüştü, dil ise sevgiliye.
Yine bir sabah kalktı zikr vaktinde. Kalktı. Temizlendi. Ruhunu aydınlığa çekmek için diz çöktü. Bıraktı gözlerindeki akarsuları.
Dil yalvardı. Gözler sustu.
Dil sustu. Gözler haykırdı.
“Affet beni! Ne olur affet… Ben pişmanım.” dedi dil.
“Neden aldın onu benden! Beni de al! Kavuştur bizi!” dedi gözler.
Sonrası sessizlik…
Bundan sonra ne dil konuştu ne de gözler haykırdı. Sadece yankılanan siren sesleri ve geride kalanların hıçkırıkları kaldı.
“Dayanamazsın dalganın heybetine
Korkup çevirirsin kafanı”
-bazen feyza bazen halleyla

Yorumlar