Birds From India


"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm'dir, çok bağışlayandır."(İsrâ, 17/44).


  Sizleri arabayla üç veya dört gün, uçakla dört saat süren bir yolculuğa çıkartmak istiyorum. Şanslıyız ki bu yazıyı okumak ve orayı hayal etmek en fazla yirmi dakika sürüyor. Hindistan’ın Chennai(Madras) şehrindeyiz şu an. Aynı zamanda gittiğimiz yerde bir amca var. Bu amcaya genellikle komşuları “Birdman” veya “The Parrot” diyorlar ama biz nezaketen ismiyle hitap edelim. İsmi Joseph Sekar.

                                 


Günlük hayatta Yusuf amca fotoğraf makinelerinin tamiriyle uğraşıyor. Evet, fotoğraf makineleri veya fotoğrafçılık benim gibi birçoğunuzun ilgi alanı olabilir fakat Yusuf amcada daha farklı bir şeyler var. Her sabah beşte uyanıp önceden hazırlamış olduğu pirinçleri orada yaşayan yeşil muhabbet kuşları için tahta parçalarına yerleştiriyor. İlk olarak birkaç tanesinin gelmesiyle başlayan bu yemek ziyafeti kısa bir zaman sonra sürü halini alıyor. Sürü dediysem dört veya beş binlik bir sürü ve hepsi yeşil.

                           

 Günde iki kez gelen bu güzellikler, saati saatine her zaman Yusuf amcanın pirinçlerini yiyorlar. BBC’nin bir belgeselinde Yusuf amcanın kazancının yarısının muhabbet kuşları için aldığı pirinçlere gittiği söyleniyordu. Ve Yusuf amca yaklaşık yirmi yıldır bunu yapmaktan vazgeçmemiş. Düşünsenize yirmi yılda harcadığı paranın iki katı para harcayabilirdi ama yapmadı. Neden?
 Aslında izlediğim belgeselde(earth from space) sadece bu amcadan bahsetmiyordu. Fakat benim aklımda kalan işte bu soru oldu. Kimse dil ile söylemeye cesaret edemese de bir gerçek var ki para kazanmak için yaşar olduk. Parayı bir araç olarak değil amaç olarak görmeye başladık. Gittiğimiz, hatta gitmeyi düşündüğümüz yer için bile önceden para hesapları yapıyoruz artık. Hatta öyle kişiler var ki hasta yatağında alacağı arabayı düşünüyor. Düşünmesi gereken daha önemli şeyler varken…
  Mutlu değiliz bence artık. Taklidini yapıyoruz. Herkesin ruhunda bir boşluk var ve kimsenin de umurunda değil. Bu bizim suçumuz mu yoksa şuan ki sistemin getirisi mi? Saatlerce süren tartışma çıkar buradan. Ben sadece neyin sonucundan ziyade bundan sonra ne yapmalıyız burada ondan bahsetmek istiyorum.
  Yusuf amcanın hayatını ele alalım… Çok gelişmiş bir ülkede yaşamıyor. Belki de yaşadığı ve bilmediğimiz bir sürü kötü olayı var. Yine de bizim aksimize bu amca mutlu. Çünkü hayatının belli bir zamanını para dışında bir amaca adamış. Bu öyle bir amaç ki sabahları erken saatlerde uyanmayı göze alacak kadar önemli(yirmi yıldır). 


    İşte bir insan bir amaç uğruna yaşarsa ne parayı kalbine koyar ne de yaşadığı kötü olayları veya üzüldüğü insanları. Bize düşen iş, yaşamak ve gerçekten var olmak için bir amaç edinmek. Önce küçük bir amaç edinerek başlayabiliriz işe. Günün belli saatlerinde kapımızın önüne sokak hayvanları için yemek bırakabiliriz.Bunu yapamıyorsak balkonumuza bir kap su bırakabiliriz kuşlar için. Bunu yazarken annelerimizin kızacağı geldi aklıma... Annelerimizden konu açılmışken değer verdiğimiz insanlara günde bir kere “seni seviyorum” demek bile bir amaçtır zannımca. Eğer bunlardan birini hakkıyla yaparsak diğer aşamaya kendiliğimizden geçtiğimizi fark edeceğiz. Bundan sonra edindiğimiz amaç; kazancımızın belli bir kısmını bir yetim, öksüzü mutlu etmek için ayırmak olacaktır.
  Ve en sonunda bu amaçların aslında büyük amacın bir kolu olduğunu fark edeceğiz. Bu büyük amacı bulmak sizin işiniz. Ben sadece varlığından söz ediyorum.
  Yusuf amca günde iki kez kuşlara yemek vermeyi yaparak bu kadar mutlu oluyorsa biz bu büyük amaç için yaşarsak kim bilir ne kadar mutlu oluruz.
  En kısa zamanda hakkıyla bu büyük amacı edinmek umuduyla…

BBC’nin çekmiş olduğu belgeselden:

-bazen feyza bazen halleyla





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Umutlarım Öldü

İki Bin Çocukları

Emin Olamamak